image


‘Bekledik, başka başka odalarda..’

Böyle böyle delirtirler

image

İnsan kendi çaresizliğini, sevdiklerinin çaresizliğine şahit olmaktan daha katlanabilir buluyor. Nereden mi biliyorum? Çünkü kendi içim katetmeyeceğim yollara köprüler kurarken buluyorum yine kendimi, söz konusu sevdiklerim olunca.

Hırs mı bize unutturan karşımızdakinin de birinin çocuğu olduğunu? Çok mu zor, birkaç saniyeliğine kendine gelip ‘Ne yapıyorum ben ya?’ diye sorabilmek mesela ya da ne bu kadar önemli olan, karşındaki rencide edebilmek, kırabilmek uğruna göze alınan?

Bu aralar çok tanık oluyorum, insan ilişkilerinde nasıl peydahlandığını anlayamadığım toksikliklere. Amacı yok, çıkarı yok. Gerçekten insanların psikolojik ihtiyacı mı bu, başkalarının hayatlarını mahvetmek uğruna, onların özgüvensizliklerinden beslenmek? Gerçekten bu kadar kolay mı ya da karşındakini salak yerine koyup ‘Sana öyle gelmiştir.’ diyebilmek, göz göre göre. Anlıyorum, iddialısınız, anlıyorum çok çalıştınız, anlıyorum hayat size zor da, başkalarına kolay mı?

Kaldır kafanı hırslarınla bezediğin o küçük dünyadan, bak! Öğrenmek dediğin değil üç-beş makale ve bir kitap.

Çocuk bayramında, çocuk kalan yanımıza şarkılar durumu. Beni yetişkinlikten kurtar gidelim, diye revize edince daha da şık oldu aklımda.

image


‘Hangi sevdaya başvursam..’

Kış Bahçesi

image

Aramızda kalsın kış bahçesine gömdüğün umutlar. Kendine saklamayı öğrenemeyen ruhum, kimseye anlatamayacak kadar suskun. Gülümsüyorsun onca telaşın içinde, gönlümden havalanıyor kuşlar.

Bahçesi camdan bir duruşun var hani. Hem batan, hem kırılgan. Peşinde koşturan, koştururken hem yeniden hayata koyan, hem yoran. Belki bu yüzden biraz da gazetelere çıkmış gibiyiz, bu yüzden adımız afişe ve adımız, uzun, ucu bucağı olmayan bir urgan. Hiçbir zaman kestiremiyorum, batar mısın, yoksa kırılır mısın dokunsam?

Aramızda kalsın, kış bahçesine gömdüğün eski sevdalar. Bu defa alıp karşıma konuşacaktım karıncaları; çünkü bazen erken döner mevsimler, o kadar uzun uyumasınlar. Bakışıyoruz onca telaşın içinde, boşa harcanmış gibi sensiz geçen zamanlar.

Şimdiyi atlatırsak ve sen diğerleri gibi olursan diye korkmuyor değilim. Değsin istiyor insan onca yaşanmışlıktan sonra, değsin istiyor battığı dikenlere, kaybolduğu patikalara, uçan kuşlara, henüz uyanmayan karıncalara… Bazen adımı duyuyorum dudaklarından dökülen, onca kalabalığın arasından hem de. Keşke beni de gömsen kış bahçene.

Duvarlardan okursun

image

Bir bitiremedin hakkımda yazmayı, dersin bunları görürsen. Haklı da olursun işin fenası.

O kadar geç kalmışım ki, ‘keşke doğru yer, doğru zaman’ muhabbeti bile çeviremiyorum. Neyse ki en sevdiğin mevsim kapıda. Üşenmezsin artık dışarıya çıkmaya. Ben sende okuduklarımı, sana söyleyemedim. Anladığımı belli edemedim. Düşündükçe bunlar daha çok koyuyor bana.

İnsan bavullarından, bavullarına rağmen kabul edilebileceğinden korkuyor. Temkinliyim sanarken, olmayacak gönül işlerinin ortasında peydahlanıyor.

Ben de tam oradan kaçmaya yeltendim. Üstesinden gelememekten korkuyorum, demedim de zamanım yok, dedim. Gitmeni iyi olacaksan istiyorum, dedin. Kendimle başkalarını dolandırmayacak kadar iyi biri olmak istedim. Şimdi dönüp bakınca, belki ufak mutlulukların çok büyük fırsatlarını geri teptim. Sana geride bırakılacak biriymişsin gibi hissettirdim.

Ama hayat bu, belli olmaz sağı solu.
Belki bir akşamüstü evinin karşısındaki garaj duvarına yazarım bunu.

Zaman bu adamı bile çürütmüş [Şaka — mı acaba?].

Tekrara alıp ısıttım bu şarkıyı bu gece ve tüm bu şarkıya dair anılar aslında daha bu şarkının yazılmadığı zamanlardan kalma.

Ömürlük ladesti yaptığın sanki.
Bak, aklımda!

image


‘Bir daha hançer.’

Kişisel ama belli bir oranda

image

Bazı şarkıların kolundan tutup götürdüğü yerler çok acımasız. Günün normal bir saatinde, sıradan bir anında da yapmazsın bunu kendine.

Çünkü sormak istediğim soruları soramadığıma mı yoksa artık bir önemi kalmadığına mı daha çok üzülüyorum, bilmiyorum artık. Hatta bugünün bitecek olmasına bile daha çok üzülüyor olabilirim. Hiçbir önemi, özelliği olmayan bir günü dahi, yaşananlardan daha çok önemsiyor olabilirim ve aksini iddia edenler utansın, düşüncelerimi yansıtma şeklim kadar romantik değilim.

Yazdığıma değiyor mu yaşadıklarım? Yaşamadığımı değiyor mu ya da düşünmekten sabahlamalarım? Şimdi, oturup tekrar tekrar yasını tutacak değilim.

Kişisel bir atlatamama sorunundan çok, kişisel bir beklenmedik şarkı sorunu bu. Yerin baki demek isterdim ama kendimi bu kadar hiçe sayacak biri değilim. Gurur incinir, ruh kırılır. Yaptıklarınla avunurken sen, izleyecek biri hiç değilim. Otogarların bulunduğu şehirlere senden önce veda ettim.

Bir şarkı arka planda çalan. O zamana özel, şimdi sıradan.
Kapanan davalar, çarpılan kapılar. Üçüncü şahıslar.

Gittiğin yerde kal. Yüzsüzlük bir süre sonra alışkanlık yapar.

Sanki evin kirasını ödemeyi unutmuşum gibi bir huzursuzluk var üzerimde. Kime iki çift laf edecek olsam anlaşılma telaşı-isteği-ihtiyacı fışkırıyor teninden.

Dokunursan yanarsın hani, yakarlar derinden.