Masallar.

Keşke diyorum bazen, çocukken bize okutulan masalları 20’den sonra bir daha okutsalardı. Zorla. Böyle bir sandalyeye bağlayıp her bir kelime beynimizde yer edinceye kadar tekrarlasalardı cümleleri. Her şey daha farklı olabilirdi.

Beklemezdik kimseyi pencere başında, çünkü geleceği varsa bile, geldiğinde çok geç olacağını bilirdik.

Koşmazdık beyaz tavşanların peşinde belki. Ve yine belki, kedilere sormazdık gireceğimiz yolları. Kabul ederdik deliliklerimizi.

Açmazdık yel değirmenlerine olur olmaz savaşlar. Kırılmazdı böylelikle kalbimiz güney İspanya’nın izbe bir hapisanesinde.

Bırakıp başka gezenlere gitmezdik, emek verdiğimiz tek şeyi arkamızda. Bilirdik çünkü, özeli özel yapan bizim ona nasıl baktığımız olurdu. Onun dışarıya nasıl göründüğü değil.

Üç dilek hakkımızı anlık heveslerimize değil de gerçekten tutunabileceğimiz ağaçlara harcardık.

Ejderha’nın sebepsiz yere beklemediğini anlardık prenseslerin başında.

Dahası, kitapların bittiği yerde hikayelerin bitmediğini bilir ve ‘sonsuza kadar mutlu’ yaşamanın ucuz bir fanteziden başka bir şey olmadığını unutmazdık.

Olmadı. Şimdilerde ikinci yıldızdan sağa döndüm. Sabah olana kadar dümdüz uçuyorum.



Yazar: wherethehollowthingsare

Recreation of something long forgotten.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s