BİL-

Bildiğini okuyor gözlerin, dalgalarıyla gövde gösterisi yapan okyanuslara karşı. Daha kaç Tanrı boğulmalı, seni inandırabilmek için dünya düzeni dediğin bu kaosa?

Bazen geldiğini görürsün ya kara bulutların. Bazen bir arabanın gidişinden alamayacağı bilirsin önündeki kavşağı. Tüm hücrelerin ayrı ayrı kırmızı ışık yakar da sen yine de bile bile lades dersin. Gökyüzü kararsın, ruhun yıllar sonra güzellik uykusundan uyanmış bir devle çarpışsın istersin. Yani, olsun, dersin.

Bu sonbahar hasta. Bu kış da hasta. Kimsenin seni görmeyi beklemediği bir yolculuğa hasretsin şimdi. İyi yanı, bunu kalbin kaldırır. Kötü yanı, sevdiğin anıların uğruna kaybettiğin, zamandır. Daha kaç yıldız ölmeli, seni bu evrenin kozmik bir illüzyon olduğuna inandırabilmek için? Dönüp bana bakıyorsun, kumdan bir kale yıkılıyor. Eline iğne batıyor, canın yanıyor; kayıp şehirlerin orduları şaha kalkıyor. Birini bu denli yoğun ve böyle umarsızca sevmek, bir anlama değil; bir yok oluşa çıkıyor.

Ormanlar susuyor, eğiliyor karşında. O gözlerin yine ve durmadan bildiğini okuyor.

Yazar: wherethehollowthingsare

Recreation of something long forgotten.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s