SANA ÖZEL

Eski kitaplarıma sardığım bir akşamüstü gibi geldin. Hani, eski yaraların izleri sızlarmışçasına. Acıttığından değildi korkak sorularım, acıtır diye çekindiğimdendi daha çok. Sen bu ikisinin farkını yaşamadan öğrenenlerden değildin oysa.

Ruhu ince insanların daha derin kestiğini öğrendim ben de seninle. Tüm akarsuların denizlerde son bulmadığını, bulamadığını ve dönenin dünya değil de başım olduğunu öğrendim. Yalnızlık bir kıymık gibi batmış aslında ruhuma; çıkar diye kendi kendine umursamamışım sanki, bir asır boyunca. Nasıl bu kadar umursamaz olduğumu soruyordun ya bana, insanın umursadığı şeylere bağışıklığını böyle böyle geliştirdiğini göremiyordun sonra. ‘Ya hep ya hiç’ti seninkisi. Kabullenişim, gidişim, oldum olası kendimi bir hiç ilan edişim… Dindirdiğin kıyametti hani, bir kedinin başını okşar gibi.

İnsan neyi, ne kadar çok ve ne kadar dolu yaşadığını algılayamıyor yaşarken. Hani okyanus üzerindeki hiçbir ada birbirinin aynısı değil ya, öyle bir yara. Senin için işlenmiş ve özel sana.

Adını unuttuğum bir şairin, yine adını unuttuğum çok güzel bir şiir kitabı vardı. Nasıl unutuyorsun böyle şeyleri diye soruyordun ya bana; ben senin adını öğrendiğimde unuttum kendi adımı. O şairler, o şiirler hiç kalır mı hatırda?

Yazar: wherethehollowthingsare

Recreation of something long forgotten.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s