KAPISI AÇIK OLANLAR

Bazı cümleleri herkese kuramazsın bu hayatta, her su yansımasına ayna diye bakamazsın da.

Yanında olamadım ve biliyorum kızgınsın.

Benim de kendi savaşlarım vardı. Benim de içimde büyüttüğüm yersiz umutlarım, sözlerine takıldığım şarkılarım, renklilerle yıkadığım beyazlarım, açamadığım telefonlar, sövemediğim insanlar, dokunamadığım hayatlar ve bir kiler dolusu hayal kırıklıklarım vardı. Mazeret yaratmaksa amaçlar, elektriklerin kesildiği gün ödevi yapamamaktı yaşayışlar.

Sen de, benim kendimi suçladığım kadar beni suçlayabilsen keşke. Biliyorum, üzgünsün de.

Benim de yılmışlıklarım büyük bu hayatta. Herkeste bir motivasyon eksikliği, hep birlikte sonsuzluğuna uzanan bir bankta oturuyoruz sanki şimdi. Kim nereden biliyor bu hayatın anlamını? Tarih kendini tekrarlar sanıyoruz da biz sanki hiç mi tekrarlamıyoruz boşa çıkacağını bildiğimiz umutları?

Yanında olamadım ve bir süre de olamayacağım, biliyorsun. Sen eline bir gaz lambası al ve bana doğru yola koyul, bu elektrikler dün de kesikti ve kesik kalacak bir süre daha. Belki böylesine yaşamayı da severiz hem, belli mi olur?

MAYIS.1972

Bazen toprağı yorgan gibi örterler üstüne. Bak burada bir “ah” yatıyor. Kalbin kanıyor, için yanıyor. Ayak uydurmaya çalıştığın düzen seni düzlenene kadar düzüyor.

Jeopolitik konumun önemi ile ilgili coğrafya dersleri – tarih dersleri kara tahtalarda. Benim annem iyi olduğumu biliyor ama çok da haklı sebeplerle başka annelere ağlıyor. Şimdi Galileo’yla aramızda bir sır, dünyanın yuvarlak olduğu çünkü karakterden yoksun, kendi gölgesinden korkan şaklabanların en sevdiği oyun: Adam Asmaca. Bu dünya ibaret değil ki gökyüzünden, günahlardan ve bir şafak vaktinin soğuğundan. Unutma ve unutturma! Onlar fikir aklında, ruhunda. Bak, ben de bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Şimdi atanamayan öğretmenler, bir sürü genç polis oldu. Ne mutlu bize, artık onlar da farkında.

Burada bir “ah” var şimdi, her kitabın arasında bir ayraç gibi durur. Her ruhun, sabahın 4’ünde uyanıp su içmeye gitmesi gibi zamansız kanar. Bir masal olur, sonu mutlaka güzel biter. Kendi hayatından vazgeçmiş herkesin adıdır, Deniz. Rahat uyu yoldaşım, bu bir masal anlatılan yarım yüzyıldır ve gün doğar ve güneşi asamaz hiç kimse. Ağlatılan her annenin “ahı”dır. Kainat anneleri bir başka sever.

Şimdi rahat uyu sen, çünkü her masal sonsuza kadar mutlu biter.

BİRİKTİRDİĞİN SANCILAR

Uykumun aklını çeliyorsun. Sana takılıyor yıldızsız gecelerde.

Şu an belki de tam zamanı göçen kuşların sırtına atlayıp yola koyulmanın. Eğer tek başıma, başımı da alıp yanıma, bir yol tutturacak olsam kaybolurmuşum gibi geliyor. Yollar tehlikeli değil ama bazı şeyleri bilirsin, insanın uyanıkken bile aklını çeliyor.

Neden aklımızda hep bir yolun düşü? Oysaki kime sorsan, herkesin yamalı bir yeri vardır ruhunda, zamansız bir başına bırakılmaktan yana. Ben şimdi sana bir kavanoz çıkaracağım kilerden; hem de yıllardır boş, boynu bükük cam bir kavanoz, vicdanın erdem sayıldığı günlerden kalma. Çok yıpranmadığımız günlerden, bana onun içine üzgün bir anını sakla.

Uykumun kanına giriyorsun, yapma! Herkesin kavanozları var kilerinde, yarısı boş yarısı dolu ama saklı kalmış hep en derinlerde.

Yanında olamadığım günlerin hatrına, al o kavanozu, bana da biraz konuşamadığımız kırgınlıklarından sakla.

DURUMLAR BÖYLE MÜDÜR

Sonlarla baş edemeyen insanların durağı sanırım hüzünlü şarkılar.

Acaba yüzüp yüzüp kuyruğuna gelince bırakmak bir hobi olsaydı, kaç kişi hayatını bundan profesyonel bir şekilde kazanırdı? Ya da bu bir hevesini almışlık mıdır? Yaşam deneyimlerimiz aldığımız heveslerin bize getirdikleriyse eğer, insanları aynı masaya oturtan ve bağdaştıran ve de yaklaştıran ortak bir sona dahil olmaları mıdır?

Yarım kalan işlerinin huzursuzluğunu yaşayan insanlardan biriyim. Cümlelerimin sonuna nokta koymayı seviyorum diye de eleştirilirim. Oysaki pek çok film serisinin, en iyisi ilki değil mi? Yarım bırakılsa pek çok kişiyi daha mutlu etmez mi? Aldığımız kararların pek çoğu şekil verip fırınlayamadığımız killer gibi. Kimsenin değiştirilemeyecek bir sona sahip olma ihtimalini göze alamaması gibi. Oysaki her şey biraz toprak, biraz su. Kırıp yeniden başlamak bu kadar büyük mesele olmamalı ya da geri alınamayacak seçimlerin korkusu.

Sonlarıyla baş edemeyen insanlar için mayalanmış tüm alkollü içkiler. Bir masaya oturmuşuz şimdi, üzgünüz ama annelerin başımızı okşama tesellisiyle dolu o şarkılar, şiirler.