“A fickle heart is the only constant in this world” – Howl’s moving castle

Çünkü 30’umuzdan sonra kaçmaya çalıştığımız buhranlarımız var. Sıkılmışlıklarımız var ve özlemlerimiz var. Bir de bu buhranlardan yarattığımız kalelerimiz var. O kalelerin içinde sıkışıp kalmışlıklarımız var. Onları da alıp suçlu saydığımız şehirlerden göçüyoruz. Yer değiştirme “0” (sıfır). Buhranlar da yerli yerinde ve aslında şehirler suçsuz. Hem bir şehir, bir canlıya ne yapabilir ki, içinde başkaları yoksa.

Howl’u aslında bu yüzden sevdim. Başka başka şehirlere açılan başka başka kapıları vardı. Bir tanesi de gerçekliğin tam kendisiydi. Buhranlarıyla kaplı kalesinde örümcek ağlarıyla sarılmış odasındaki pencere, kalenin gezdiği diyarları görmüyor, direkt büyüdüğü evdeki odasının penceresindeki manzarayı gösteriyordu: Arka bahçe ve salıncak.

Bilemiyorum yazar burada nasıl bir psikolojiyi resmetmek istedi? Gerçekten anime filmindeki kadar sığ bir portre miydi anlatılmak istenen; yoksa eşeledikçe -tıpkı benim yaptığım gibi- daha fazlası mı vardı bu kitapta? “Kararsız bir kalp, bu dünyanın tek değişmeyeni” miydi?

Doğduğum evin arka bahçesini hatırlıyorum şimdi.

Okyanuslar.

Neden tüm metaforlarım denizlerle, okyanuslarla alakalı diye kendime sormadan edemiyorum. Kendime çok kızıyorum. Kendime, kendime oda cezası verebilicek kadar çok kızıyorum. “Şimdi odana git ve ne yaptığını anlamadan yanıma gelme!” diyebilecek kadar hani. Sonra oturup bir sigara yakıyorum. Herkes bir şekilde bekler geçmesini. Ben evin kapısının önünde soğuktan titreyen sigarayla bekliyorum. İşte o anda, her şey denize, her şey okyanusa bağlanıyor. Geceleri yıldızların içinde yüzüyorum, gündüzleri bulutları izliyorum. İşte o anlarda, boğazımda içeriye akıyor dünya. Boğuluyorum.

Neden telefonlara çıkmaktan kaçıyorum ve neden hurdalıktan bozma hayat düzenimin değişmesinden korkuyorum diye düşünmeden edemiyorum. Ruhum, utanmasa kendi vücudumu kabul etmeyecek varlığına. Öyle büyük bir kaçış ki bu, herkesi ve her şeyi kendimden itiyorum. Nasıl daha mutluyum bilmiyorum. Kimse bilmiyor. Sadece dokunulmamak istiyorum. Ruhum diyor ki: “Sen ve ben bir süs havuzunun içindeki yazdan kalma su birikintisiyiz ve bu birikintinin yansıması bize dünyayı göstersin istiyoruz. Bizi dalgalandıran herhangi bir şey, en küçük toz tanesi bile, yüzeyimizin pürüzsüzlüğünü bozmaya yetiyor. İşte bu yüzden ki kimse bize dokunmasın istiyoruz.”.

İnsan her şeyi bırakabiliyor ama ruhunu bırakamıyor. Neden tüm yorgunluklarım aynı şehirlere çıkıyor? Ve neden o şehirler bıraktığım gibi kalmıyor veya neden bıraktığım gibi kalmayacaklarına bilmeme rağmen bu durumları beni şaşırtıyor, hayal kırıklığına uğratıyor ve üzüyor? Şehirler gidince geriye okyanuslar mı kalıyor? Tüm metaforlarım bu yüzden midir ki okyanuslara çıkıyor? İroniktir, ruhum bununla bile başa çıkamıyor.

sığ sular

Buraya yüzmeyi nasıl öğrendiğimi hatırlamadığım zamanlardan kalma bir anımı yazacaktım. Yaşadıklarımı unutmak istemiyordum. Annemin beni nasıl sevdiğini ve babamın beni mutlu etmek için lunaparka götürdüğü günleri. Kardeşimin onunla barışmam için çevremde minik minik döndüğü, 4 yaş zamanlarını mesela. Küsmem için belki bir sebep bile yoktu. Bunların hepsinin unutulmasını istemiyordum.

Gittiğim psikolog bana geçmişi düşünmenin depresyona neden olacağını söyledi. Bir kaç seans sonra da (tam tamına 10 koca seans) benim durumumun daha yakından incelenmesi gerektiğini ve bu yüzden başka bir psikologa daha düzenli görünmemi önerdi: Devletin karşılayabileceği biri kısacası. Anlamıyorum bu kadar zor olan neydi bendeki. Daha fazla seansın da veya orada çalışan hiçbir arkadaşının yardımcı olamayacağını söyledi. O zaman bu insanlar kime yardımcı olabiliyorlardı 10 ya da 20 seansta?

Sonuç olarak ruh tamircileri camiasına güvenim biraz sarsıldı ve hayır, geçmişe olan küçük ziyaretlerim beni depresyona sokmuyor. Yer yer mutlu ediyor, yer yer üzüyor belki. Çokca durum değerlendirmesi yaptırıyor. Kaybettiğim paralel evrenler için pişmanlık duymuyorum.

Sadece bir bu kadar yaşadım ve belki bir bu kadar daha yaşayacağım.
Hepsi bana kalsın, benimle kalsın istiyorum.