ANLAŞILMAK ADINA

Bak burası, adını öğrendiğim koridor. Mekanlarında hayaletleri var. Çok ilginç ki insanlar, özlemi, kalp ağrılarını, kırgınlıkları hep aşka dair sanırlar.

Burada başka bir husus daha var, yeri gelmişken söyleyeyim; doğrusunun “sanır” olduğunu bildiğim geniş zamanlı bir çekimde, “sanar”ın yanlış olduğunu bile bile, ona çekilmem gibi, sana çekimim.

Kendi yargılarının en doğrusu olduğunu düşünürler insanlar. Bak mesela, bu sokak ilk defa yalnız kaldığımız zamanın temsilcisi. Bugün, oturup alsam karşıma Atlas’ı, onun da sırtına aldığı gibi dünyayı, hep bir başkalarının beni ortada bırakışına mı yorar acaba, ağrılarımı sızılarımı.

İnsanların birbirlerine laf anlatmaya ihtiyaçları yok belki de. Bak bu oda, senin beğendiğin renge boyanmıştı yıllar önce. Otur yanıma, düşür başını omzuma. Bazen paylaşımlarım tek ortak yanı, hayaletlerin ruhumuzdaki varlığı.

Bak mesela bu oturma odası, senin için bu yazıyı oturup adam gibi ilk defa kayda geçirişimin mekanı. Keşke insanlık tüm ağrıyan hayaletleri için bir dakikalık saygı duruşunda otursa, bu cümleye konulan noktayla. Kelimeleri anlamak kolay ama biri de çıkıp sessizliklerimi anlasa.

Bu dünya, bu hayaletler kişisel meseleler mi? Ve “Söyle bana Atlas, hangisi daha ağır? Dünya mı, yoksa insanların kalpleri mi?*”.